myspace graphics

myspace graphics

Image Hosted by ImageShack.us

Hedefli kent.. Hedefsiz kent..

İkisi arasında ciddi farklar olduğunu, şu son EXPO macerası vasıtasıyla bir kez daha kavradık.
Dünyaya açılmak, belli kaliteye, belli ölçülere yükselmek, isim yapmak, tanınmak, büyümek isteyen şehirlerin, mutlaka ve mutlaka önlerine "peşinden koşacakları büyük hedefler" koymaları şart.
O hedeflere varsalar da, varamasalar da şart.
Kazansalar da, kazanmasalar da, şart..
Son senelerde "Üniversite Oyunları" bizi uluslararası arenada koşturttu.
Keza EXPO da öyle, aylarca koşturttu.
Peki, bu koşular kötü mü oldu?
Yararsız mı oldu?
Zararlı mı oldu?
Hayır, kesinlikle hayır.
Bir yarışı kazandık, birini kaybettik.
Ancak, her ikisinde de kazandığımız ve faydalandığımız çok ciddi unsurlar olduğunu dürüstçe kabul edelim.
Nedir onlar?
Başta; uluslararası mücadele deneyimi..
İmkanlarımızı dünya çapında kullanma tecrübesi..
Çeşitli kurumlarla işbirliği içinde çalışma becerisi..
Yabancı ülkeleri ve farklı zihniyetleri tanıma yeteneği..
Ama en önemlisi, en ciddisi bana göre şudur:
Kent adına dünya çapında proje üretme girişimi..
Bence, bu yarışmalarda elde ettiğimiz en güzel-en yararlı kazanım bu olmuştur.
Ve o zorunlu girişim sayesinde de, şu anda elimizde Türkiye'yi, Ege'yi ve İzmir'i ayaklandıracak pek çok uluslararası proje mevcuttur.
Bugün birinci sayfa manşetimizden yaptığımız çağrının amacı, aslında o projelerdir.
EXPO'yu Milano'ya kaptırdık diye, onca emek verdiğimiz parlak projelerden vazgeçmemeliyiz.
Aksine, EXPO İzmir'de yapılacakmış gibi, EXPO'yu kazanmış gibi yolumuza devam etmeliyiz.
Doğru tavır, doğru karar budur.

Kaybı, uluslararası kazanca çevirelim
EXPO mücadelesine katılan tüm güçlerle hedefimizi kesintisiz kovalayalım.
Hükümeti, bakanlığı, milletvekillerini, belediyeyi, odaları, sivil toplum örgütlerini, basını bu "ortak amaç" etrafında koşturmaya yönlendirelim, zorlayalım, mecbur edelim.
Yeniden "hedefsiz kent" sınıfına düşmeyelim, ne yapacağımızı bilmeden senelerimizi harcamayalım.
Şu anda önümüzde yol haritası duruyor, projeler duruyor, kafamız net, bilgimiz var, rotamız belli..
O halde hepsinden faydalanalım.
Uluslararası emeklerimizi, dünya çapındaki çalışmalarımızı, masraflarımızı, deneyimlerimizi, görgülerimizi "uluslararası kazanca" dönüştürelim.
İnciraltı'nı, İzmir'i EXPO'yu kazanmış ruh haliyle düzenleyelim.
Kente cazibe merkezi yaratma olanağını sonuna dek kullanalım.
Fırsat bu fırsattır.
Yakaladığımız ortak rüzgarı estirmeye devam etmeliyiz.
Çünkü, "hedefli kent" bilinci, hedefsiz olmaktan ya da yeni hedefler aramaktan her zaman iyidir, her zaman avantajlıdır.


Osman GENÇER


YENİ ASIR GAZETESİ

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yaşasın Cumhuriyet kadınları

İzmir'den yetişip gerçek bir diva olan Sezen Aksu'ya; kocasının valilik görevi sırasında yaptıklarıyla gönüllerde taht kuran Tülay Aktaş'a, sosyal çalışmalarla da imzasını atan gazeteci Türkan Kasapoğlu'na ve diğerlerine selam olsun...
"Dünya Kadınlar Günü"nün yaşandığı haftada "Cumhuriyet'e yakışan kadınlar"dan söz etmek istedim. Onları hatırlamanın bu kadar özel önem taşıdığı günlerde kısa cümlelerle de olsa bir selam göndermenin, çok önemli bir vefa borcu olduğunu düşünüyorum. Burada adlarını anacağımız hanımefendiler ya İzmirli'dirler, ya da kahramanı oldukları olaylar İzmir'de yaşanmıştır. Çünkü İzmir, Mustafa Kemal için her zaman özel ve önemli bir şehir olmuştur. Tıpkı, Kastamonu'da açıklayacağı devrimde giyeceği şapkayı İzmir'de, Sepet, Çiçek ve Şapka Mektebi'nde yaptırmasının bir anlamı olduğu gibi, Cumhuriyetimizin temel nitelikleri arasında olan ve devrim niteliğindeki birçok hareketi de İzmir'de gerçekleştirmiştir. Bunların çoğunun kahramanları da kadındır.

Elbette ilk ve en önemli selamı, sürekli boynunda taşıdığı kolyesinin içine gizlediği fotoğraftaki adamı karısı olacak kadar seven; evliliğini kaybettikten sonra çağdaş bir Türk kadınına yakışır biçimde, anılarını magazin malzemesi yapmayan Latife Hanım'a gönderiyorum. Bir ülkenin kaderini değiştiren oğlunun, kendisini Karşıyaka'ya emanet ettiği Zübeyde Hanım da gönlümüzde yaşıyor. Bir başka selamı yine büyük kurtarıcının talimatı ile 31 Temmuz 1923 tarihinde, sonraları Tayyare Sineması olacak olan Pallas Sineması'nda, "Ceza Kanunu" oyunundaki rolüyle "Devletin izniyle sahneye çıkan ilk Türk kadını" olan Bedia Muvahhit'e veriyorum. Yine sanat alanından bir başka isim; Muazzez Kurtoğlu, Atatürk'ün kurduğu Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olan ilk kadın oyuncular arasında, 1943 yılı Ağustos ayında yine ilk turne olan İzmir'de sahneye çıkan ilk "Okullu kadın sanatçı"dır. Ona da selam olsun.

Tevfik Nevzat gibi önemli bir ozanın kızı olmakla kalmayıp, Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe eğitimi gören ve tam dört dönem görev yaptığı TBMM'ne seçilen ilk kadın İzmir Milletvekili olan Benal Nevzat Arıman; İzmir Kız Öğretmen Okulu'nda başladığı İzmir'deki öğretmenlik yıllarını 1950 yılına kadar İzmir Kız Lisesi'nde de sürdüren ve İzmir Halkevi'nin unutulmaz başkanı, ünlü eğitimcimiz Vedide Baha Pars; sahneye ilk kez İzmir'de, sonraları Köşk Sineması adını alacak olan Şık Sineması'nda çıkarak bir devrin öncülerinden olan ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Toto Karaca; İzmir'in en eski diş hekimlerinden, yaptığı bağışlarla İzmir'e sayısız hizmette bulunan Ayşe Mayda; yine İzmir'in en önemli yardımseveri eşinin elini tutmuş, aynı heyecanla adını birlikte yazdıran Nevval İşgören; Bornova'nın yetiştirdiği en ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Ayfer Feray, sizlere de selam olsun.

İzmir'den yetişip, otuz yılı aşkın emek vererek alanında ülkemizin en önemli ismi haline gelerek, gerçek bir diva olan Sezen Aksu; kocasının valilik görevi sırasında yaptığı çalışmalar ve kazandırdıkları ile tüm İzmir'in gönlünde taht kurmayı başaran Tülay Aktaş; gazeteciliğini yanı sıra gerek sivil toplum örgütleri ile ortaklaşa gerekse bireysel olarak sürdürdüğü sosyal çalışmalarla birçok çalışmaya imzasını atan gazeteci Türkan Kasapoğlu; yıllarca, hiç bıkmadan gönüllü geldiği İzmir Milli Kütüphane'de; neredeyse tüm tez öğrencilerine ve başka araştırmacılara son nefesine kadar karşılıksız yardım eden Zeliha Bilge; ülkemizin en önemli kadın romancısı olmakla kalmayıp 1950- 1954 yılları arasında İzmir milletvekili olarak görev yapan Halide Edip Adıvar; Devlet Tiyatrosu'nda çalışırken, usta yönetmen Muhsin Ertuğrul'un kolundan tutarak İstanbul'a götürdüğü ve seyredenlere parmak ısırttıracak kadar başarılı tiyatro ve sinema oyuncusu, hemşehrimiz Heyecan Başaran; İzmir'in yetiştirdiği en önemli iki kadın piyanist olan Mihter Çelebi ve Tomris Öziş; ülkemizin en önemli arp sanatçısı olan Sevin Berk; kendisi de İzmirli olan ünlü ozanımız Salah Birsel'in eşi, tiyatro sanatçısı Jale Birsel; Amerikan Kız Koleji'ni standart üstü bir okul haline getirmek için büyük çaba harcayan, yetiştirdiği çağdaş genç kızlarımız ile Cumhuriyet Türkiyesi'ne bir Türk kadınıymış gibi hizmet veren okulun efsane yöneticisi ve eğitmeni Mrs. Blake; Atatürk'ün huzurunda da şarkı söylemek mutluluğuna erişmiş ve bir o kadar başarılı İzmirli ses sanatçısı Mualla Gökçay; İzmir Şehir Tiyatrosu oyuncusu iken İstanbul sinema ve tiyatro sektörünün keşfettiği ve Beyaz Güvercin adıyla ünlenen güzel yıldız Nedret Güvenç, sizlere de selam olsun.

Ülkemizde sosyal bilimlerin gelişmesinde büyük katkıları olan ve dünyanın çeşitli üniversitelerinde ders veren ünlü sosyolog, Prof. Dr. Mübeccel Belik Kıray; 1929 yılı sonlarında, günümüzde öğretmen evi olarak kullanılan dönemin Karşıyaka Kulübü'nde, Cumhuriyet dönemi İzmir'inde ilk bale gösterisini sunan Olga Verebrova; yine bale sanatında şehrimizde bir başka ilki gerçekleştirip ilk bale okulunu kuran Sevinç Altıntaş; 1958 yılında görev aldığı Ege Üniversitesi Nöroloji Kliniği'ni gurur duyacağımız bir noktaya taşıma başarısı gösteren Prof. Dr. Bedriye Kot; bir başka İzmirli sanatçı olan ancak 400 metre yüzmede Türkiye şampiyonluğu, gülle atmada da Türkiye ikinciliği bulunan ünlü oyuncumuz Lale Oraloğlu; hem yetiştirdiği öğrenciler hem de yazılarıyla çağdaş kadın örneği olan, İzmir kültürüne önemli hizmetleri olmuş Emine Ozan; İzmir Radyosu'nun ilk kadın spikeri, ardında yetiştirdiği birçok usta ses bırakmış Gönül Özgü; Cumhuriyet İzmir'inin ilk kadın gazete röportajcısı Saime Sadi; İzmir'in yetiştirdiği ilk büyük çevirmen, yazın dünyasının usta kalemi Sevgi Sanlı ve gelmiş geçmiş en büyük İzmirli kadın sporcu Semra Aksu. Hepsine selam olsun. Ülkemize örnek olmuş İzmirli Cumhuriyet kadınlarını değil bir yazıda, aylarca sıralasam bitiremem. Öncelikle yitirdiklerimizi anmaya çalıştım. İyi ki vardılar, iyi ki varlar. Ne mutlu bize ki, İzmirliler...

YAŞAR ÜRÜK

YENİ ASIR GAZETESİ

Yorum (2) Yorum yaz!

Hayal olan Göztepe

25/2/2008 · Kategori: CANIM IZMIR

Günümüzde Göztepe adı öncelikle Konak ilçesine bağlı bir mahallenin ve o mahalle merkezli ve spor kulübüyle de efsane olmuş bir semtin adıdır.

Bu semt, 19. yüzyılın ikinci yarısında adeta cennetten bir köşe olan küçük bir Rum mahallesidir. Sonraki yıllarda buranın güzelliğini keşfeden Levantenler de yerleşmeye başlar...

"Yıllar içinde 94. sokak çok değişti. Güzelim parke taşlarının yerini kapkara bir asfalt, bahçeli evlerin yerini de çirkin apartmanlar aldı..." Konusu İzmir'de geçen eserler arasında, benim için oldukça özel bir anlam taşıyan "Muska" romanı bu sözlerle biter. 1996 yılında, basımından kısa süre sonra okuduğum Muska'nın yazarı, Sadık Yemni ile ne zamandır tanışmak kısmet olmamıştı. Otuz yıldan fazla bir zaman Amsterdam'da yaşayan Yemni'nin İzmir'e gelişlerinde ben şehir dışında oluyor, döndüğümde de o İzmir'den ayrılmış oluyordu. İzmir ve özellikle Göztepe hakkında çok şey paylaşacağımızı düşünen sevgili Aybala Yentürk, bıkmadan bu ısrarı sürdürdü ve geçtiğimiz günlerde bunu başardı. İmza günü için birkaç günlüğüne İzmir'e gelen Sadık Yemni ile güneşli bir öğleden sonrayı paylaştık. Sohbet için de Meserret'i seçtik. İstanbul doğumlu olmasına karşın çocukluk ve gençlik yılları İzmir'de geçen bu değerli yazar ile ayrılıncaya kadar hep çocukluk yıllarımızın İzmir'ini ve elbette eski Göztepe'yi konuştuk. O zaman fark ettik ki; Göztepe'yi aynı yıllarda yaşamışız.

İLK KARDAN ADAM
"Muska" romanında 94. sokak merkezli bir Göztepe'yi yaşarsınız. İzmir'de sokakların numaralandırılmasından önce adı "Şehit Fethi Bey" olan 94. sokak, Göztepe'nin belki de en bilinen sokağı olan "Kilise Sokağı"nı, Mithatpaşa Caddesi'nde Konak yönüne doğru geçince bir sonraki sokaktır. Eski adı "Abdülezel Paşa" ya da "Küçük Dalyan Sokak" olan 81. sokak, kapı numarası 10 olan, Notre Dame de Lourdes Kilisesi'nden dolayı halk arasında "Kilise Sokağı" olarak bilinir. İlkokula başladığım yıl, kilise sokağını dikine kesen 88. sokak, ya da önceki adıyla Tepe Sokak'ta kocaman bir evde oturuyorduk. Köşk bozması yapıların olduğu sokaktaki en görkemli ev, kocaman bir bahçe içindeki Yeğenoğulları Köşkü idi. O evde, öğrenciliğe başlamanın yanı sıra hayatımdaki birçok ilki yaşadım. İzmir'e kar yağdığını ilk kez o evde gördüm. Kar tutmuştu ve kademe kademe uzanan arka bahçesinde ilk kardan adamı yapmış; sıcak bir yaz günü ilk kez bir bukalemun görmüş ve bembeyaz giysili kızların tenis oynamalarına da ilk kez orada tanık olmuştum. O tenis sahasının Amerikan Kız Koleji'ne ait olduğunu da kısa zaman sonra öğrendim.

AYRI BİR ÖZELLİK
Mithatpaşa Caddesi'ne açılan bu iki sokaktan sonra gelen ve önceki adı Halit Ziya Bey olan 95. sokak ayrı bir özelliğe sahipti: Caddenin diğer yanında, denize açılan bir bölümü daha vardı. Gerçi Güzelyalı Parkı'ndan, Vali Konağı'na kadar olan bölgede 79., 97. ve 103. sokaklar da denize açılıyordu ama iskele sadece 95. sokak'ta vardı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında da körfez vapurlarının yanaştığı Göztepe İskelesi, vapurlar uğramaz olunca Mez Gazinosu olmuştu. O gazinonun yıkılmaya yüz tutmuş haline bakıp, "Işıklı ve pırıl pırıl hali nasıldı acaba?" diye çok düşlemişimdir. Adını da merak ederdim. Yıllar sonra "Meze" sözcüğü ile aynı kökten geldiğini anladım. Günümüzde Göztepe İskelesi artık Güzelyalı'da. Mustafa Kemal Bulvarı'ndan iskeleye yaya geçişini sağlayan yelkenli formundaki üst geçidin başladığı noktaya açılan 40/1. sokak ise yüz yıl önce, o günlerin Kokaryalı İskelesi'ne açılıyordu.

AZİZ SEVGİ TEPESİ
Günümüzde Göztepe adı öncelikle Konak ilçesine bağlı bir mahallenin ve o mahalle merkezli ve spor kulübüyle de efsane olmuş bir semtin adıdır. "Göztepe" adı ise Cumhuriyet öncesi dönemlerde Aya Agapi (Aziz Sevgi) olarak bilinen, 65 metre yükseklikteki ünlü tepeden gelir. Öte yandan günümüzde İzmir'in en uzun caddesi olan Mithatpaşa Caddesi'nin henüz açıldığı yıllardaki adı da "Göztepe Caddesi"dir. Bölgede aynı adı taşıyan bir de dere vardır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında da 77. sokak boyunca aktıktan sonra 58., 59. ve 60. sokakları keserek 76. sokak yakınlarından körfeze akan Göztepe deresi şehir içinde kalan birçok dere gibi sonraki yıllarda üstü kapatılmış ve günümüzde tamamen yapılaşma altında kalmıştır. Bölgede bunun gibi kaybolmuş bir diğer akarsu da, Köprü semtine adını veren eski köprünün olduğu yerden akan deredir.

MİMAR ANDON GAVANO
Göztepe, 19. yüzyılın ikinci yarısında adeta cennetten bir köşe olan küçük bir Rum mahallesidir. Sonraki yıllarda buranın güzelliğini keşfeden Levantenler de yerleşmeye başlar ve bölge İzmir'de muhtarlık teşkilatının kurulduğu 1885 yılında yapılandırılan mahallede 1891 yılında 927 kişi yaşamaktadır. Şehir merkezi ile karadan bağlantısı olmayan diğer yalı semtleri gibi burasının da ulaşım sıkıntısını gidermek isteyen Mithat Paşa'nın valiliği sırasında, ileride kendi adıyla anılacak olan caddenin yapımına başlanır. Özellikle taşlık bir kıyı olan Karantina ile denize dik inen tepeye sahip Göztepe'nin şehirle kıyıdan bağlantısı sağlanır. 20. yüzyılın başlarında hepsi birbirinden güzel köşklerin sahipleri arasında Türklerin de bulunduğu görülmeye başlanır. Bu köşklerden biri, kurtuluştan hemen sonra Gazi Mustafa Kemal'in, kapısından önce konuk sonra da damat olarak gireceği Uşakizade Köşkü'dür. Ancak hiç kuşku yok ki, semtteki en görkemli yapı, günümüzde İzmir Vali Konağı olarak kullanılan Sivrihisaryan Konağı'dır. Bir tür "İkiz ev" olarak planlanan yapı mimar Andon Gavano tarafından tasarlanır.

DEĞERLİ EĞİTİMCİLER
Semtteki en güzel köşklerden biri de, yıllarca Hakimiyet-i Milliye İlkokulu olarak hizmet vermiş olan yapıdır. Ben ilkokulu o köşkte okudum. Cadde tarafındaki yeni okul binası ben mezun olduktan sonra, kız kardeşimin okuduğu yıllarda yapıldı. Üçüncü sınıfa kadar öğretmenimiz olan Ekrem Ulusoy okul müdürlüğüne atanınca, mezun oluncaya kadar Muhterem Öğünç'ün öğrencisi oldum. Bana öğretmenlik yapmamalarına karşın Muzaffer Öniz, Kamuran Öcal, Atıfet Yukaruç çok değerli eğitimciydiler. Aralarında hayatta olan varsa ellerinden öperim. Göztepe'nin güzellikleri ne yazık ki bir solukta anlatılamıyor. Bugün "Susuz Dede"den de söz edemedim. En kısa zamanda Göztepe'yi anlatmayı sürdüreceğim. Sevgiyle kalın

Yaşar ÜRÜK

Yorum (3) Yorum yaz!


Cursors